Bu aralar lifestyle adı altında götüme benzeyen yazılar yazan köşe yazarlarına karşılık olarak Hasan Pulur ‘un bir yazısına sayfamda yer vermek istedim.
ONLAR GİTTİLER
SİZ kimleri arıyorsunuz? İsmet İnönü gibilerini mi, Münir Birsel gibilerini mi, Fethi Okyar gibilerini mi arıyorsunuz?
Eğer onlar gibilerini arıyorsanız, vazgeçin, o insanlar yağız atlara binip, çekip gittiler.
Boşuna aramayın…
***
MESELA bunlardan biri İsmet İnönü’dür, cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, ana muhalefet liderliği yapmıştır. 1950′de Demokrat Parti iktidara geldikten sonra, 27 yıllık tek parti yönetiminin hesabı ondan sorulur. DP milletvekillerinden Ahmet Gürkan, bir gün Meclis kürsüsünden, İsmet Paşa’nın eşi Mevhibe Hanım’ın Malatya gezisinde Sümerbank fabrikasından 3 metre kumaş aldığını, parasını vermeyerek devleti soyduğunu söyler. Paşa akşam eve dönünce, özel muhasebecisi Vecihi Bereketoğlu’nu çağırır, böyle bir kumaş meselesini kendisinin de hatırladığını söyler.
Ertesi gün Meclis açılınca İsmet Paşa gündem dışı söz alır; dün kendisi için “Üç metre kumaşla devleti soydu” iddiasında bulunan Ahmet Gürkan’ın gözüne elindeki faturayı sokar:
“Evet, söyledikleri doğrudur, yalnız eksik söylemişlerdir, kumaş alınmış, bedeli de ödenmiştir, işte faturası!”
Siz, İsmet Paşa gibilerini mi arıyorsunuz…
Gittiler, gittiler, onlar yağız atlara binip gittiler.
***
YIL 1922, Kurtuluş Savaşı’nın meclisi, İçişleri Bakanı Fethi Okyar. Bakanlık bütçesi görüşülürken, Maraş Milletvekili Hasip Bey söz alır, şimdi söyleyeceklerini daha önce Fethi Okyar’ın yüzüne söylediği için, burada tekrarından çekinmeyeceğini söyler. Konu, Bakan’ın makam masasına 17.5 liraya bir hokka, kalem takımı almasıdır; milletvekiline göre, bu israftır, Meclis Başkâtibi’nin odasındaki hokka takımı ise 22.5 kuruştur, aynı işi görmektedir, Bakan’ın yaptığı israftır.
Milletvekili sözlerini şöyle bağlar:
“Biz hayat memat mücadelesi yapıyoruz, köylümüz bağrına taş basıyor, vergi veriyor. İsraf bir zihniyettir ve miktarla alakası yoktur. Eğer devlet bu acı hakikatleri kavrayıp tasarrufa riayet etmez ise, millet parasının üstüne gözbebeği gibi titremezse, sefahat gelenek haline gelir.”
İçişleri Bakanı Fethi Okyar cevap verir, adeta hatasını kabul etmiş gibidir. Hokka kalem takımının parasını şahsen ödemeye hazırdır. Tartışmalardan sonra araya Maliye Bakanı Hasan Bey girer.
Siz, Hasip Bey gibi milletvekillerini mi, Fethi Okyar gibi bakanları mı arıyorsunuz?
Gittiler, gittiler, onlar yağız atlara binip gittiler.
***
YIL 1948, tek partiden çok partiye geçiş, Meclis’te CHP çoğunluğu ve cılız bir DP muhalefeti vardır. Ticaret Bakanı’nın buğday ihracatında tedbirsiz davrandığı bir şirkete haksız kazanç sağladığı iddiasıyla hakkında araştırma yapılması istenmektedir. Buğday ihracatı yapan şirketin ortakların arasında Milli Savunma Bakanı Münir Birsel’in bulunduğu söylenir. Evet, doğrudur, şirketin 110 bin hisse senedinden 400′ü, yani yüzde 0,36’sı onundur. Bu hisse senetlerini milletvekili seçilmeden önce almıştır, buğday ihracatıyla hiçbir ilgisi yoktur.
Ve Bakan, konuşmasını şöyle tamamlayarak kürsüden iner:
“Bakanlıktan hakikatin aydınlatılması için istifa ediyorum. Bu memleket şerefli insanların elinde yükselir.”
Siz, hâlâ Münir Birsel gibilerini mi arıyorsunuz?
Gittiler, gittiler, onlar yağız atlara binip gittiler.
Onların yerini “Ben zenginleri severim!” diyenlerle “Çocuklarımın dikili ağacı yok!” diyenler aldı, servetlerinin kaynağını da annesinin çıkınıyla, oğlunun takılarıyla açıklayan, kaçak villa uzmanları aldı.
Elde bunlar var, idare edeceksiniz!
Onlara ters düşen, bir Cumhurbaşkanı Sezer var, onu da ilk fırsatta gönderecekler.
Hasan Pulur