// Kasım 18th, 2009 // No Comments » // Kişisel
Mahalle maçlarında başka hiç bir resmi müsabakada rastlayamayacağınız kurallar ve terimler vardır. İşte bazıları:
3 KORNER 1 PENALTI: Hepimiz biliriz işte; kornerler kullanılmaz, her takım kazandığı 3 korner için 1 penaltı kullanır. Penaltı hakkının sayılması ise “Penaltı 1 … Penaltı 2″ diye eşşekler gibi anırılarak yapılır.
ATAN ALIR SIPOR: Mahalle maçları genellikle caddelerde yahut bahçelerde yapıldığı için topun kaçma olasılığı olan çok yer vardır. Top bir yere kaçtığında topu kaçıran takımın karşısındaki takım hemen, “Atan alır sıpor.” der. Top onların sahasında auta çıkmış olduğu halde karşı takım topu almak zorunda kalır. Hemen akabinde aralarından en sempatik olanı, “Olm atam öldü topu alamaz.” esprisini patlatır. Herkes deli gibi güler. Topun alınmasıyla oyun yeniden başlar.
ELİN AVANTAJI OLMAZ: Takımlardan biri ataktadır. Defans oyuncusu topu elle keser fakat pozisyon devam eder ve gol olur. Golü yiyen takım el var diye mızırdar. Karşı takım, “Avantaj olm.” der. Hemen akabinde kaleci “Ulan elin avantajı olmaz.” diye haykırır. Bir yere varılamaz. Kısır döngüdür.
ADAMIN GOL DİYO: Gol atılır fakat yiyen takım saymaz. Hep bir ağızdan “Direk ulan.” diye anırmaktadırlar. Fakat içlerinden biri, “Gol abi.” der. Karşı takımdan bunu duyan biri direk atlar ve, “Ulan adamın gol diyo.” diye serzenişte bulunur. Gol sayılır, adam dövülür.
ABANMA YOK: Genelde küçük çocuklar arasında yaygındır. Kaleciler abanma yok derler. Aralarından yaşça büyük olanı “Lan karı mısınız.” dese de abanma olmaz.
GÖNÜL ALMA: Büyüklerle küçüklerin ortak oynadığı maçta büyüklerden biri gaza gelip küçük bir çocuğa sert girince direk penaltı olur. Nerede olursa olsun. Küçük çocuk sevilen bi simadır ve faulu yapan abidir. Penaltı kullanılır, genelde gol olmaz çünkü kalede bir ayı vardır ve penaltıyı atan küçük çocuktur.
KALECI DEĞİŞTİN 2 PENALTI: Herhangi bir penaltı pozisyonunda kaleye hemen forvetin etkili silahlarından biri geçmek ister çünkü o her mevkide iyidir. Buna karşılık karşı takıma teselli olarak ekstra bir penaltı verilir. 1+1=2.
3 KERE SEKTİRME: Kaleci degaj kullanırken eğer yanında bir rakip forvet varsa topu 3 kere sektirir ve, “Açılsana ulan üç kere sektirdim işte.” der, rakip açılır.
DİREK ÜSTÜ: O dönemlerde kale direği olmadığından taşlarla kurulan direkler mevcut olduğundan sürekli yaşanan sıkıntı. Top direğin üstünden mi gitti, yoksa gol mu oldu.
5′TE DEVRE 10′DA BİTER: Fiks menü
ÜÇ ADIM AÇILMAK: Faul sonrası 3 adım baraj kurma sistemidir :)
ATAN GALİP : Mahallede iyi fitbol oynadıkları bilinen çocukların uzun çabalar sonucu biraraya toplanarak oynadıkları ve kavgasız gürültüsüz çok zevkli bir şekilde devam eden maçlar bir türlü bitirilemez. Maç çok çekişmeli devam ettiği için sürekli uzatılır ve sonunda hava kararmaya başlar. İşte bu noktada annesinden dayak yemekten korkan bir kısım çocuklar pürüz çıkarıp ben eve gidiyom artık, annem merak eder diyince maçı o şekilde bırakmak istemeyen diğer çocuklar hemen ATAN GALİP kuralını uygulamaya koyarlar. İlk golü atan maçı kazanmış sayılır.
NOT: Bu uygulama yıllar sonra UEFA tarafından da pek beğenilerek GOLDEN GOAL adı altında avrupa kupaları finallerinde de uygulamaya koyulmuştur. Darısı diğer kuralların başına.
BEŞLİK: Bazı mahallelerde top bacak arası (namus) ‘tan geçerse beş gol sayıldığı rivayet edilir
GOL ATAN KALEYE: En saçma kuraldır. Sırf bu yüzden kimse gol atmazdı :)
Maç başlamadan önce yapılan hazırlıklar da en az maç kadar ilgi çekicidir, biraz ondan bahsetmek niyetindeyim.
Herşey topla kendi aralarında oynayıp birbirine çalım atmaya çalışan bikaç velede, karizmatik bi abinin tok sesiyle seslenmesiyle başlar: “Tutun lan topu, maç yapçaz”. Veletlerin bazıları pek sallamazlar onu ve fütürsuzca devam ederler oyunlarına, bunun üzerine organizatör abi bizzat gidip topu alır ve koltuk altına sağlamca yerleştirir. Herkesi de etrafına topladıktan sonra takım kadrolarını oluşturma işlemine geçilebilir. Rakip takımı oluşturması için futbolu taktir gören yaşça büyük birini görevlendirir. Her ikisi de teker teker ordaki çocuklardan birini kendi takımına seçecektir. Fakat ilk kimin seçeceği tartışma konusu olacağından çoğumuzun aşina olduğu “Aldım verdim ben seni yenmeye geldim” metodu ile bu problem kolaylıkla giderilebilir.
İki takım lideri birbirlerinden 8-10 metre uzaklaşıp sırayla (her kelimeye bi adım denk gelecek şekilde) birbirlerine doğru hareket eder. Fakat burdaki adımlar öle bildiğimiz yürüme adımı deildir. Öndeki ayağın topuğu arkadakinin burun kısmına gelecek şekildedir. Buna tam adım ismi verilir. Çocuklar birbirine doğru yaklaşıp mesafe kısaldıkça yarım ve çeyrek adımlar dediğimiz adım şekilleri devreye girer. İşte burası tamamıyla çocuğun becerisine ve tecrübesine kalmış ustalık gerektiren kısımdır. Bu adımları öylesine büyük bi dikkatle harmanlamalıdır ki sonuçta karşı takım liderinin ayağının üstüne lap diye indirmelidir son adımı. Yarım adımda iki ayak 90 derecelik açı yapacak şekilde, çeyrekte ise bir ayağın burnunun diğerininkine dokundurulması ile (break dansta var buna benzer bi figür, anlatamıyom şimdi çok zor) oluşturulur.
Neyse, sonuçta çocuklardan birisi ilk seçme hakkını kazanır. Tabiki seçim hakkını mahallenin en süratli, yetenekli forvet oyuncusunu seçerek kullanır. Bu şekilde yetenek sırasına göre çocuklar birer birer takım kadrolarına dahil olur. Seçilenler, seçilmiş olmanın verdiği gurur ve sevinç ile diğer takım arkadaşlarıyla kaynaşıp kendi aralarında şebeklik yaparlar arkada. En sona mahallenin pısırık, yeteneksiz ve yaşça küçük veletleri kalır seçilmeyen. Bunların “beni de al, beni de al” dercesine mel mel bakışları yürek parçalayıcıdır. Yeteneksizliklerinin bu kadar açıkça yüzlerine vurulması bana çok gaddarca gelmiştir.
Takımlar tamam ve bikaç eksik dışında muhteşem bir maç için herşey hazır. Bu eksiklerden en büyüğü kalelerdir. Bunun için bir adam görevlendirilir ve sahanın büyüklüğüne göre, birbirinden 4 ila 7 adım uzaklıkta iki taş kümesi ayarlayarak iki kaleyi de oluşturur. Kalelerin aynı büyüklükte olması için ikisinin de bu kişi tarafından oluşturulması çok büyük önem taşır. Genelde kalelerin çok büyük olduğu gibi bir itiraz gelir ve takım liderleri aralarında bir mutabakata vararak ideal ölçülere getirirler. Kaleler oluştuktan sonra oyunda tatbik edilecek kurallar birisi tarafında yüksek sesle deklare edilir: “5′te devre 10′da biter, hem kaleci hem oyuncu yok, elden gol olmaz, arabanın altı taç, 3 korner bi penaltı… vs. vs.” Herhangi biri çoğunluk tarafından uygun bulunmaz ise, genel istek doğrultusunda ortak bir karara varılır. Takımlar kendi içinde, yerleşim düzeni, kalecinin kim olacağı veya kaleci rotasyonunun ne şekilde sağlanacağı gibi konuları da çözüme kavuşturunca hiç bir eksik kalmaz.
Böylesine kusursuz bir maç ortamı hazırlandıktan sonra herkesin sabırsızlıkla beklediği süper maç başlayabilir.
MAÇ ORTASI SIKINTILARI
BEN DUYMADIM: Birisi hop el var penaltı der. Ötekisi ben kaleciyim ne eli olm? Diğeri… Ben duymadım
HEM KALECİ HEM OYUNCU: Eğer maçtan önce ben hem kaleci-hem oyuncuyum demezsen oyun sırasında kaleden açılamıyordun :)
KALEDEN KALEYE GOL OLMAZ: Vurursun gol olur, sayılmaz.