Archive for Kişisel

Yoruldum

// Şubat 12th, 2010 // No Comments » // Kişisel

Şirkette bu aralar o kadar yoğunum ki derdimi buraya yazayım istedim. Yoksa sıkıntıdan patlayacağım!

Fila İlkbahar-Yaz ürünleri gelmeye başladı.  Ürünler asortisiz geliyormuş. Onları asortilemek ile uğraşacağız. Yapılan asortilerin üstüne barkod basılması gerekiyor!

Showroom ‘da bulunan Fila Sonbahar Kış ürünlerinin asortilerinin barkodlanması konusundan hiç bahsetmiyorum bile! Çünkü bugün bitecekti ve bitmedi.

Planix ürünlerinin bir kısmı geldi aynı barkod sorunları onda da var. Tekstil ürünlerinde barkodu görünce ilk başta sevinmiştim. Sonra bir kontrol ettim Medium ‘da da aynı barkod var Small ‘da da…! Yani hepsinin tekrar elden geçirilmesi gerekecek.

Bu sırada planetsports.com.tr ‘nin ürünlerinin ayarlanması, gerekli seo ve reklam araştırmalarının yapılması ve uygulanması da var.

Belirtmeden de geçemeyeceğim. Barkod işini yapmakla sorumlu olan ‘Ahmet Bey’ bir türlü şirkete uyum sağlayamadı. Bu blogu okumadığını bildiğimden yazıyorum. Bir iş söylüyorum o hala kendi bildiğini okuyor ve beni delirtmeye çalışıyor! Yukarıda yazdığım işlere değil de Ahmet Bey ‘e laf anlatmaya yoruldum. Anlamıyor arkadaş!

Converse Çılgınlığı

// Şubat 9th, 2010 // No Comments » // Kişisel, Moda

Converse 1908 yılında kurulup, 2001 yılında iflasını açıkladı. 70′li, 80′li yılların moda ayakkabısı artık yoktu.

İzmir ‘in ünlü spor mağazalar zinciri Barçın Spor herzamanki gibi converse ‘lerinde büyük bir çoğunluğunu stoklarına katıp 2002 yılında 8 TL ‘ye (o zamanın parasıyla 8 milyon) (o zaman marlboro light 1.250 idi) satıyordu.

2003 yılının Temmuz ayında Nike firması satın alır.

Her ne hikmetse feci şekilde patlama yapar. Eskiden sadece belirli bir kesme (aslında o kesmi tam olarak sınıflandıramayacak olsamda kısmen rock dinleyen, beyoğlu’na takılanlar diye tanımlayabilirim) hitap ederken, zaman içerisinde cadde’den bayrampaşa’ya kadar herkesin ayağındaydı.

Ayakkabı dolabımda 3 adet converse duruyor. Birincisini 2004 yılında almıştım. Ayılıp, bayılıp giyiyordum. Beni farklı gösterdiğini düşünüyordum. Bu yazıyı yazarken en son ne zaman giydiğimi düşündüm, sanırım 1 yıldan fazla oldu. Hele geçen yaz hiç giymedim. Düşünüyorum da verdiğim o paralara değer miydi? Sonuçta sadece bez!

Son olarak sahteleri ve aynı modelden farklı modeller üretildiğinide hatırlatmadan geçemeyeceğim. Bu kadar artmasının sebeplerinden biriside bu olsa gerek.

Benim hala umudum var

// Ocak 18th, 2010 // No Comments » // Güncel, Kişisel

AKP ‘ye dur diyecek birisinin olmadığını düşünmeye başlamıştım son 6 aydır. Yalnız bir adam çıktı. Bu ülkede yolsuzluğa, şerefsizliğe, korkaklığa karşı olduğunu hepimize gösterdi.

15 Ocak itibariyle TBMM ‘de konuşma yapıp, tüylerimi diken diken eden Muharrem İnce ‘yi ayakta alkışlıyorum.
Arkandayız!

http://www.facebook.com/video/video.php?v=247983837419

İçesim geldi

// Ocak 11th, 2010 // No Comments » // Kişisel

Hepinize ŞEREFE! :)

Mustafa Denizli’nin kafası azıcık çalışsa…

// Aralık 19th, 2009 // No Comments » // Güncel, Kişisel

Malesef çalışmıyor.

Herkes sakatlıklar var, cezalılar var gibi bahaneler üretebilir. Ama aynı sakatlar Bursaspor’da yok mu? Fenerbahçe’de, Galatasaray’da yok mu? Var. Hem de alası var.

Herneyse… Ben Denizli’yi eleştirmekten bıktım. Sadece kendim Denizli’nin yerinde olsam ne yapardım onu söyleyeceğim.

1-Zapotochny’i geri alırdım. (Gol attı diye değil. Sağ bek oynayabilir diye)

2-İbrahim Kaş, Tello, Uğur İnceman, Bobo, Nihat, Tabata’yı gönderirdim.

3-Rüştü’yü kaleci antrenörü yapardım

4-Oluşan duruma göre bir kadro oluşturalım. Maç içerisinde iki taktikle oynardım. Defans yaparken 4-5-1 atak yaparken 4-3-3

Defans taktiğindeki işlem ve kadro: 1-Hakan Arıkan 2-Zapotochny, 3-İsmail Köybaşı, 4-Sivok, 5-Ferrari, 6-Ernst, 7-Erkan Zengin(yeni bir sağ kanatta olabilir. Holosko’da sakatlıktan çıkınca burada değerlendirilebilinir) 8-İ.Toraman, 9-Nobre (Yeni bir forvet), 10-Fink, 11-Ekrem Dağ

Bu kadroda şu anda sakat olan Holosko, Delgado yer almıyor.

Aydın Karabulut veya Uğur Boral’ı transfer ederdim.

İbrahim Toraman hem sağ bek, hem stoper, hemde defansif orta saha oynayabiliyor.

Fink, Ernst’e göre daha ofansif. Delgado’nun yokluğunda yorulunca Yusuf’la değişebilir

Delgado gelince Toramanla değişebilir. Toraman sağ beke gelebilir.

Yeni bir sağ kanat alınıp Holosko iyileşince Nobre yerine forvete geçebilir

Velhasıl M.Denizli kadro kurma özürlü. Ben bu takımı yönetsem şov yaptırtırım!

28 Kasım İstanbul Gezisi

// Kasım 29th, 2009 // No Comments » // Kişisel

Gribi yeni atlatmış olan bedenim ve Ceren’le birlikte fırsattan istifade İstanbul’u gezelim, alışveriş yapalım niyetiyle saat 15.00 sularında Bahçeşehir’den çıktık yola… İlk hedef İstinye Park’tı..

Her zamanki gibi TEM milim milim ilerliyordu. Kemerburgaz’ın oradan arkalardan kaçalım dedik. İyide ettik. 20 dakikada İstinye Park’taydık.

Daha önceden İstinye Park’a gitmemiştim. İzlenimlerim;

1-Çok kalabalık

2-Tuvaletleri pislik içinde (Yani bu kadar pislik olamaz)

3-O kalabalığı kaldıracak mimari yapıları yok. Sanki İstiklal caddesinde yürüyoruz.

Herneyse..

Daha önceden görmediğim footlocker mağazasını gördüm. Çok beğendim. Günaydın’da petsolu piliç yedik. Onuda beğendim.

Oradan çıktık sahilden sahilden asmalı’ya doğru yola çıktık. Beyoğlu’na erken gittiğimizden rahat park yeri bulabildik. Terkos, Beyoğlu iş merkezini gezdik.

İstiklal Caddesinde Fashion Republic diye bir mağaza keşfettim. Bu mağazada ‘da Goliath adlı bir ayakkabı markasını beğendim. Güzel ve farklı modelleri vardı.

Asmalı’da önce arkadaşların yanına uğradık. Tünel 23 diye bir yerdelerdi. Pek beğenmedim. Oradan benim her zaman gittiğim Corner’a gittik. Kalabalık oluşumuzdan Corner’da da fazla kalamadık. Arkadaşımın çalıştığı pauLa adlı barı deneyelim dedik. Yüksek müzikten orada da fazla duramadık.

Özlenen, Ilgaz, Ceren, Ben kaldıktan sonra Ortaköy’e kumpir yemeye gittik. Sanırım günün en güzel anıydı. :) Tavla’da Ilgaz’ı 5-0 yendim. Gerçi çok enteresan değil :) Oradan çıktık, eve döndük.

Offf Grip Off!

// Kasım 25th, 2009 // 2 Comments » // Kişisel

Sabah uyandım. Heryerim ağrıyor. Daha öncedende grip olduğumdan tekrar olmamışımdır diye düşündüm.

Halil Abi’ye durumu izah ettim. Hastaysan gelme dedi. Tutamadım kendimi gittim. İşe gider gitmez başladı her yerim ağrımaya… Ateşim çıkmaya… Yine kötü gün dostu Halil Abi aldı götürdü beni hastaneye :) Çaktılar iğneyi.. Eve geldim.. Yemeksepeti’nden söyledim mercimek çorbasını..

Bekliyorum hala.. Gelsede bol limonlu içsem

İşler yoğun

// Kasım 23rd, 2009 // No Comments » // Kişisel

Merhabalar,

Ne zamandır başka konular hakkında yazmaktan kendim hakkında birşeyler karalayamıyordum.

İşler yoğun… Heyecanla FILA’yı bekliyoruz. E-ticaret için çalışmalarımız son sürat devam ediyor. Tasarım bitti, yazılım bitti. Son testlerden sonra kısmetse bayramdan önceki gün yayına hazır hale gelecek. Ufak tefek prosedürleride yaptıktan sonra bayramdan sonra satışa geçebileceğimizi düşünüyorum. Açılışı iyi bir kampanya ile başlattığımızı düşünüyorum. Sayfamı takip edenlerde duysunlar. Yılbaşına kadar web sitemize (www.planetsports.com.tr-açılınca (3-4 gün içinde açılır) ) üye olanlar arasında yapılacak çekilişle çanta hediye edeceğiz. Hemde öyle 10-15 Liralık kalitesiz çantalardanda olmayacak. Henüz netleştirmedik ama kazananı gayet mutlu edecek bir ürün olacağı kesin!

E-ticaret haricinde Nelermoda.com adlı web sitesinin temasını uygulamaya çalışıyorum. İçeriği temayı netleştirdikten sonra güncelleyeceğim. Artık modayı nelermoda.com ‘dan takip edebileceksiniz.

Efem onun haricinde hayat çok yoğun gidiyor. İşyerinde kafamı kaşıyacak vakit bulamıyorum bazen. 55 Dakika çalışıp kendime ufak ufak 5′er dakikalık aralar veriyorum. Genelde yerimden bile kalkamıyorum.

Çok çalışmak lazım çoooooooook

Sevgiler

Mahalle Maçları

// Kasım 18th, 2009 // No Comments » // Kişisel

Mahalle maçlarında başka hiç bir resmi müsabakada rastlayamayacağınız kurallar ve terimler vardır. İşte bazıları:

3 KORNER 1 PENALTI: Hepimiz biliriz işte; kornerler kullanılmaz, her takım kazandığı 3 korner için 1 penaltı kullanır. Penaltı hakkının sayılması ise “Penaltı 1 … Penaltı 2″ diye eşşekler gibi anırılarak yapılır.

ATAN ALIR SIPOR: Mahalle maçları genellikle caddelerde yahut bahçelerde yapıldığı için topun kaçma olasılığı olan çok yer vardır. Top bir yere kaçtığında topu kaçıran takımın karşısındaki takım hemen, “Atan alır sıpor.” der. Top onların sahasında auta çıkmış olduğu halde karşı takım topu almak zorunda kalır. Hemen akabinde aralarından en sempatik olanı, “Olm atam öldü topu alamaz.” esprisini patlatır. Herkes deli gibi güler. Topun alınmasıyla oyun yeniden başlar.

ELİN AVANTAJI OLMAZ: Takımlardan biri ataktadır. Defans oyuncusu topu elle keser fakat pozisyon devam eder ve gol olur. Golü yiyen takım el var diye mızırdar. Karşı takım, “Avantaj olm.” der. Hemen akabinde kaleci “Ulan elin avantajı olmaz.” diye haykırır. Bir yere varılamaz. Kısır döngüdür.

ADAMIN GOL DİYO: Gol atılır fakat yiyen takım saymaz. Hep bir ağızdan “Direk ulan.” diye anırmaktadırlar. Fakat içlerinden biri, “Gol abi.” der. Karşı takımdan bunu duyan biri direk atlar ve, “Ulan adamın gol diyo.” diye serzenişte bulunur. Gol sayılır, adam dövülür.

ABANMA YOK: Genelde küçük çocuklar arasında yaygındır. Kaleciler abanma yok derler. Aralarından yaşça büyük olanı “Lan karı mısınız.” dese de abanma olmaz.

GÖNÜL ALMA: Büyüklerle küçüklerin ortak oynadığı maçta büyüklerden biri gaza gelip küçük bir çocuğa sert girince direk penaltı olur. Nerede olursa olsun. Küçük çocuk sevilen bi simadır ve faulu yapan abidir. Penaltı kullanılır, genelde gol olmaz çünkü kalede bir ayı vardır ve penaltıyı atan küçük çocuktur.

KALECI DEĞİŞTİN 2 PENALTI: Herhangi bir penaltı pozisyonunda kaleye hemen forvetin etkili silahlarından biri geçmek ister çünkü o her mevkide iyidir. Buna karşılık karşı takıma teselli olarak ekstra bir penaltı verilir. 1+1=2.

3 KERE SEKTİRME: Kaleci degaj kullanırken eğer yanında bir rakip forvet varsa topu 3 kere sektirir ve, “Açılsana ulan üç kere sektirdim işte.” der, rakip açılır.

DİREK ÜSTÜ: O dönemlerde kale direği olmadığından taşlarla kurulan direkler mevcut olduğundan sürekli yaşanan sıkıntı. Top direğin üstünden mi gitti, yoksa gol mu oldu.

5′TE DEVRE 10′DA BİTER: Fiks menü

ÜÇ ADIM AÇILMAK: Faul sonrası 3 adım baraj kurma sistemidir :)

ATAN GALİP : Mahallede iyi fitbol oynadıkları bilinen çocukların uzun çabalar sonucu biraraya toplanarak oynadıkları ve kavgasız gürültüsüz çok zevkli bir şekilde devam eden maçlar bir türlü bitirilemez. Maç çok çekişmeli devam ettiği için sürekli uzatılır ve sonunda hava kararmaya başlar. İşte bu noktada annesinden dayak yemekten korkan bir kısım çocuklar pürüz çıkarıp ben eve gidiyom artık, annem merak eder diyince maçı o şekilde bırakmak istemeyen diğer çocuklar hemen ATAN GALİP kuralını uygulamaya koyarlar. İlk golü atan maçı kazanmış sayılır.

NOT: Bu uygulama yıllar sonra UEFA tarafından da pek beğenilerek GOLDEN GOAL adı altında avrupa kupaları finallerinde de uygulamaya koyulmuştur. Darısı diğer kuralların başına.

BEŞLİK: Bazı mahallelerde top bacak arası (namus) ‘tan geçerse beş gol sayıldığı rivayet edilir

GOL ATAN KALEYE: En saçma kuraldır. Sırf bu yüzden kimse gol atmazdı :)

Maç başlamadan önce yapılan hazırlıklar da en az maç kadar ilgi çekicidir, biraz ondan bahsetmek niyetindeyim.

Herşey topla kendi aralarında oynayıp birbirine çalım atmaya çalışan bikaç velede, karizmatik bi abinin tok sesiyle seslenmesiyle başlar: “Tutun lan topu, maç yapçaz”. Veletlerin bazıları pek sallamazlar onu ve fütürsuzca devam ederler oyunlarına, bunun üzerine organizatör abi bizzat gidip topu alır ve koltuk altına sağlamca yerleştirir. Herkesi de etrafına topladıktan sonra takım kadrolarını oluşturma işlemine geçilebilir. Rakip takımı oluşturması için futbolu taktir gören yaşça büyük birini görevlendirir. Her ikisi de teker teker ordaki çocuklardan birini kendi takımına seçecektir. Fakat ilk kimin seçeceği tartışma konusu olacağından çoğumuzun aşina olduğu “Aldım verdim ben seni yenmeye geldim” metodu ile bu problem kolaylıkla giderilebilir.

İki takım lideri birbirlerinden 8-10 metre uzaklaşıp sırayla (her kelimeye bi adım denk gelecek şekilde) birbirlerine doğru hareket eder. Fakat burdaki adımlar öle bildiğimiz yürüme adımı deildir. Öndeki ayağın topuğu arkadakinin burun kısmına gelecek şekildedir. Buna tam adım ismi verilir. Çocuklar birbirine doğru yaklaşıp mesafe kısaldıkça yarım ve çeyrek adımlar dediğimiz adım şekilleri devreye girer. İşte burası tamamıyla çocuğun becerisine ve tecrübesine kalmış ustalık gerektiren kısımdır. Bu adımları öylesine büyük bi dikkatle harmanlamalıdır ki sonuçta karşı takım liderinin ayağının üstüne lap diye indirmelidir son adımı. Yarım adımda iki ayak 90 derecelik açı yapacak şekilde, çeyrekte ise bir ayağın burnunun diğerininkine dokundurulması ile (break dansta var buna benzer bi figür, anlatamıyom şimdi çok zor) oluşturulur.

Neyse, sonuçta çocuklardan birisi ilk seçme hakkını kazanır. Tabiki seçim hakkını mahallenin en süratli, yetenekli forvet oyuncusunu seçerek kullanır. Bu şekilde yetenek sırasına göre çocuklar birer birer takım kadrolarına dahil olur. Seçilenler, seçilmiş olmanın verdiği gurur ve sevinç ile diğer takım arkadaşlarıyla kaynaşıp kendi aralarında şebeklik yaparlar arkada. En sona mahallenin pısırık, yeteneksiz ve yaşça küçük veletleri kalır seçilmeyen. Bunların “beni de al, beni de al” dercesine mel mel bakışları yürek parçalayıcıdır. Yeteneksizliklerinin bu kadar açıkça yüzlerine vurulması bana çok gaddarca gelmiştir.

Takımlar tamam ve bikaç eksik dışında muhteşem bir maç için herşey hazır. Bu eksiklerden en büyüğü kalelerdir. Bunun için bir adam görevlendirilir ve sahanın büyüklüğüne göre, birbirinden 4 ila 7 adım uzaklıkta iki taş kümesi ayarlayarak iki kaleyi de oluşturur. Kalelerin aynı büyüklükte olması için ikisinin de bu kişi tarafından oluşturulması çok büyük önem taşır. Genelde kalelerin çok büyük olduğu gibi bir itiraz gelir ve takım liderleri aralarında bir mutabakata vararak ideal ölçülere getirirler. Kaleler oluştuktan sonra oyunda tatbik edilecek kurallar birisi tarafında yüksek sesle deklare edilir: “5′te devre 10′da biter, hem kaleci hem oyuncu yok, elden gol olmaz, arabanın altı taç, 3 korner bi penaltı… vs. vs.” Herhangi biri çoğunluk tarafından uygun bulunmaz ise, genel istek doğrultusunda ortak bir karara varılır. Takımlar kendi içinde, yerleşim düzeni, kalecinin kim olacağı veya kaleci rotasyonunun ne şekilde sağlanacağı gibi konuları da çözüme kavuşturunca hiç bir eksik kalmaz.

Böylesine kusursuz bir maç ortamı hazırlandıktan sonra herkesin sabırsızlıkla beklediği süper maç başlayabilir.

MAÇ ORTASI SIKINTILARI

BEN DUYMADIM: Birisi hop el var penaltı der. Ötekisi ben kaleciyim ne eli olm? Diğeri… Ben duymadım

HEM KALECİ HEM OYUNCU: Eğer maçtan önce ben hem kaleci-hem oyuncuyum demezsen oyun sırasında kaleden açılamıyordun :)

KALEDEN KALEYE GOL OLMAZ: Vurursun gol olur, sayılmaz.

Utku Gıda

// Kasım 17th, 2009 // No Comments » // Kişisel

Bugün tekstilkent yakınlarında gezerken Utku Gıda diye bir yer gördüm. Sloganıda şuydu; Utku Vazgeçilmez Tutku :)